5/90 Bolluk Paradoksu 1

Dolapların tıka basa dolu ve giyecek bir şey bulamıyorsun. Bir çok dizi, film platformuna üyeliğin var ama izleyecek hiçbir şey yok. Kütüphanende sayamayacağın çok kitap var ama çekip de bir tanesini okumaya zaman ayırmıyorsun. Karnın aç, envai çeşit yemek hızlıca kapında ama ne yemek istediğini bile bilmiyorsun.

Bu kişi sana tanıdık geldi mi?

Televizyonda tek kanal olduğu zamanları yaşayanlar o ana bir döner misiniz? Nasıldı? Tüm aile sessizce anlaşmış gibi aynı saatte televizyonunun önünde bir araya toplanır, keyifle, her şeyi bırakır, birlikte zaman geçirirdi.

Peki şimdi ne değişti?

Seçeneklerimiz arttı. Peki tatmin seviyemiz neden bu kadar azaldı?

Bolluk Paradoksu

Sizi bolluk paradoksu ile tanıştırmak isterim.

Daha çok seçeneğimiz olmasının bizi daha mutlu, tatmin edeceğini sanırız. Fakat araştırmalar elimizdeki seçenekler arttıkça tatmin ve mutluluk düzeyinin azaldığını göstermekte.

Barry Schwartz, Türkçeye Bolluk Paradoksu ismi ile çevrilen The Paradox of Choise (Seçme Paradoksu) kitabında bu durumu “Milyonlarca yıl boyunca basit ayrımlarla hayatta kaldıktan sonra, modern hayattaki seçimlerin fazlalığına biyolojik olarak hazır olmayabiliriz.” diye açıklamaktadır.

Bu seçenek bolluğu mevcut durumdan nispeten memnun olsak dahi daima daha iyi bir seçenek aramamıza neden olur. Bu durum özellikle yeni nesil üzerinde, olduğun konumu yetersiz bulma, kendini kıyaslama, elindekinden memnun olmama gibi kısır bir döngü yaratmakta.

Bu tatminsizliğin yanında daha önceden elimizde olmayan o kadar etkenin bir anda seçeneklere dönüşmesi ile insan zihnini hata yapmaya müsait oluşu bir araya gelir.

Sonuç olarak seçeneklerin artması;

  • Her kararın daha büyük çaba istemesine,
  • Hata ihtimalinin yükselmesine,
  • Her hatanın psikolojik sonuçlarının daha büyük olmasına neden olmaktadır.

Schwartz, “En iyi aramaktansa yeterince iyi olanı aramak daha mantıklı değil midir” diye sorar?

Ardından da insanları bu konuda 2 kategori altına toplar.

Maximiser – Maksimum Faydayı Arayanlar: Her konuda en iyiyi elde etmedikçe mutlu olamayanlar. Bu kişiler karar vermeden önce tüm seçenekleri değerlendirmek ister. Bu bir mağazaya girip tüm elbiseleri denemek, beğenmesine rağmen diğer mağazaları da ziyaret etmek ve günün sonunda eve eli boş dönmek olabilir.

Satisficer- Tatminkarlar: Daha iyi bir seçenek olup olmadığına bakmaksızın yeterince iyiye razı olanlar. Bu kişiler için belli bir kıstas ve standart vardır ve bunlar karar vermek için yeterli ölçütlerdir. İlk girdiği mağazada üstüne yakışan, beğendiği, fiyatı bütçesine uygun elbiseyi diğer seçeneklere bakmadan almak gibi.

Karar verme stratejisinde “tatmin” isminin babası ekonomist Herbert Simon, karar vermek için gereken zaman miktarını hesaba katarsak, “tatmin stratejisinin” daha verimli olduğunu savunur.

Ayrıca Maksimum faydayı arayanlar mükemmeli bulmak için bu kadar uğraş verdikten sonra iyi sonuç vermeyen kararlar için kendilerine ağır eleştiriler yapabilir. “–meli,malı hayıflanmalarını” duymak tesadüf değildir. Diğer taraftan, tatminkar ise kendi hatalarına karşı daha affedicidir. “Kararı verdiğim andaki en seçeneklere göre davrandım” derler.

Maksimum fayda arayan ya da tatminkar olduğunuzu günlük tecrübelerinizden anlayabileceğiniz gibi Barry Schwartz’ın sorduğu sorulara cevap vererek de bir öngörü sağlayabilirsiniz.

Bu konu sadece aldıklarımız değil, hayatta bakış açımızı da ilgilendirmektedir ve üzerine konuşacak çok şeyimiz olduğunu düşünüyorum.

Devamı yarın diyelim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s