31/90 Baltanı Bile

Bugün sana baltanı bile diyecektim. Mola ver, kendini dengeli şekilde yenile.

Ağacı kesmek istiyorsan, aralıklarla baltanı bileyeceksin.

Yazımı, tatilimin son gününde, palmiyelerin arasından yükselen dolunay eşliğinde yazarken anneciğimin bizimle olduğu 2016 yılında yazdığım bir yazı  geldi aklıma. Okurken babamlar hadi bize de oku dediler ve yazıyı okumayı bitiremedim. Sarılarak minik göz yaşları döktük birlikte. İyi ki dedik, iyi ki birlikteyiz. İyi ki çalıyoruz hayattan. İyi ki.


Baltayı bilediğim bir günden, geçmişten.

“Sabır önceIeri insana zehir gibi görünür, fakat bunu huy edinirsen baI oIur”

sadi

Saat sabah beş buçuk. Tatilimin son günü. Yıldızlar belirgin, dolunay tüm ihtişamı ile aydınlatıyor havayı. Yakamoz sözlerle anlatılacak gibi değil. Palmiyeler usul usul dans ediyor hafif rüzgar eşliğinde. Tatilin ilk günü annem ile kahvelerimizi alıp bir sabah gün doğumu izlemek üzere sözleştik, nasip değilmiş güzeller güzelli annemi uyandırmaya kıyamadım bu sabah. Onun yerine de kahve mi alıp çıktım balkona. Onun hoş sohbetinin yerini tutmasa da aldım bilgisayarı yazıyorum.

Tam yirmi dört saat önce, bu güzelliklerin farkında olamayacak kadar hastaydım. Belirsiz bir kusma nedeni ile. Aslında hikaye bayram tatilinden üç gün önce başlıyor. Gömülü olan yirmi yaş dişimi çektirmemle. Zor geçmeyen minik bir ameliyat ile dişim çekildi. Sonrasında yoğun antibiyotik, ağrı kesici ve kortizon kullanımı sonunda bir haftada neredeyse kendime geldim. Nispeten yemek yemeğe başladım. Esneme ve hapşırma gibi günlük hareketleri daha rahat yapmaya başladım ki canım annem hastalandı. Nedenin ne olduğunu hala çözmediğimiz bir kusma, ishal. Tam annemi iyi ettik derken abim ateşlendi aynı şekilde. On dakika sonra abimin eşi kusmaya başladı. Ne olduğumuzu şaşırdık, babam nereye yeteceğini bilemedi. Bir yandan annemin yanına gidip nasıl olduğunu kontrol ederken, bir yandan abimin ateşini düşürmeye çalışıyordu. Abimin eşine nane limon, çorba yapmaya çalışıyorduk ki abimin minik oğlu hiç susmadan ağlamaya başladı. Uyku saati gelmesine ve gözünden uyku akmasına rağmen uyutmak ne mümkün. Saatlerce onu susturmaya, derdini anlamaya çalıştık. Anne ve babasının rahatsızlığını sezmiş olmalı ki küçük bebeğim bütün bir akşam bızıklandı. Sonra gördük ki minik şey diş çıkarıyor. Onun da derdi ayrıydı. Gecenin geç saatlerinde Antalya’da hastane ve nöbetçi eczane aramaya başladık abimin eşi için. En yakını otuz kilometre uzaklıkta olan hastaneye gitmek mümkün olmadı. Herkes bir şekilde o gece uyudu, küçük yeğenim haricinde. Sabahın köründe dikildi, herkesi de kendisi ile dikti tabii. Anne ve babası hala kendine gelemediği için nöbetleşe baktık minik huysuza. Herkes az biraz kendine gelmişti ve ben isyanlardaydım. Çarşamba olan uçak biletimi pazartesiye değiştirdim. Suratım asık, söyleniyordum ki babam sabır dedi. Sabretmeyi öğrenmelisin. Babama sabrede sabrede hayatı kaçırıyorsun, fedakarlıklarınla dedim. Ben bir süre buraya gelmeyi planlamıyorum diye de ekledim.

İnsanoğlu ne çabuk ta fikrini değiştiriyor. Ne kadar da yanlış düşünmüşüm o gece saat beş sularında babamı uyandırmak zorunda kaldım. İnanılmaz bir mide bulantısı ve karın ağrısı ile. Ağzımda hala çekilen dişim nedeni ile dikişler olduğu için huzursuzdum. Bütün aile uyandı benimle. Uzun zamandır ilk defa annemle babamın arasında uyudum, sıcacıktı. Ne kadar kuş uykusu da uyusak birlikte olmak güç vericiydi. Ertesi gün iyileşemediğim için en yakın eczaneden serum aldı, babam. Kırk beş dakika hareketsiz yatmaya bile sabredemeyen ben serum biter bitmez tekrar kusmaya başladım. Sonrası uzun bir uyku. Niçin mi anlatıyorum bunları?

Bu tatilden öğrendiğim en güzel şey sabretmek oldu. Sabrın ve birlikteliğin her şeyin üstünden geldiği. Anne, baba olmanın ne demek olduğunu biraz daha iyi anladım. Ne kadar hasta olsan bile, yerinden kalkacak durumun olmasa bile oğlun hıçkıra hıçkıra ağladığında kendine değil ona ağladığını, onun için iyileşmek istediğini gördüm. Hastalıktan perişan olan annemin çabalarını, babamın bitmek bilmeyen sabrını, fedakarlıklarını gördüm. Abimin ateşli bile olsa ailesinin, benim üzerime nasıl titrediğini gördüm. Belki harika bir tatil geçiremedik ama birlikte çok güçlü bir aile olduğumuzu gördük. Anne ve babanın hakkının ödenmesinin imkansız olduğu gördük. Ve son olarak babamın dediği gibi sabretmeyi öğrenmem gerektiğini gördüm.

Şu an saat sabah altı otuz. Normalde bu saatlerde uyanmış olsam yatakta dönüp uyuyamadığım için hayıflanırdım. Uyumak için sabırsızlanırdım ama şu an gün doğumu ve dolunayın birlikteliği altında kahvemi yudumlarken bir kez daha şükrediyorum. Hayat çok güzel, sevdiklerimizin yanında ayrı bir güzel. Yarın gidiyorum, okulum açılıyor ama bir sonraki tatilimizi sabırsızlıkla bekliyorum.

eylül 2016, Jülide

Yıllar geçti, annem gitti. Yeğenim büyüdü. Palmiyeler hala usul usul dans ediyor. Yine bir bayram ve dolunay tüm ihtişamı ile gökyüzünden bana göz kırpıyor.

Ben baltamı biledim. Ruhen ve fiziken dinlendim. Ailemle, sevdiklerim ile hayattan çaldım. Şükürlerim sonsuz bu güzel günlere.

Sen de mola ver, kendine ve sevdiklerine zaman ayır.

Stephen R. Covey – Etkili İnsanın 7 Alışkanlığı

7. Alışkanlık: Baltayı Bile

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s